HUKUKİ MAKALELER
 Türkiye Barolar Birliği
 Yargıtay
 Danıştay
 Sayıştay
 İstanbul Barosu
 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

 Özet: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü kanununda sayılan sebeplere dayanarak esas hükmün kaldırılmasını ya da davanın yeniden incelenmesini sağlamak için olağanüstü kanun yoluna başvurmak mümkündür. Bu yola gidilmesine hukuk sisteminde yargılamanın yenilenmesi denilmektedir. Kararın düzeltilmesi ile yargılamanın yenilenmesi arasında en önemli fark; karar düzeltmede iradi bir hatanın düzeltilmesi, yargılamanın yenilenmesinde ise irade dışı oluşan hataların düzeltilmesi istenir.

İdari Yargılama Usulü kanununa göre aşağıda sıraladığımız şartlardan birinin varlığı halinde yargılamanın yenilenmesi için dava açılabilir. Yargılamanın yenilenmesi için mahkemece verilmiş nihai bir karar olmalı ve bu karar kesinleşmiş olmalıdır. Yargılama usulü kanununun 53.cü maddesinde sayılan nedenlerden birinin bulunması gerekir. Yargılamanın yenilenmesi yoluna süresi içinde başvurulmuş olmalıdır.(1)

1- Yargılamanın yenilenmesi nedenleri:

a- Belgenin sonradan ele geçmiş olması. Yargılanmanın yenilenmesi nedenlerinden biri, zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olmasıdır. Bu belge aslında davanın görüldüğü sırada var olmasına ve mahkemece verilecek kararı etkileyecek nitelikte olmasına rağmen davacı tarafından davanın seyri esnasında ele geçirilememiş ve mahkemeye sunulamamış olmalıdır. Bu belge, elde olmayan zorlayıcı nedenlerle ya da lehine hüküm verilen tarafın dürüst olmayan bir davranışı sonucu mahkemeye sunulamamış olmalıdır. Yargılamanın yenilenmesini isteme süresi belgenin elde edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

b- Karara esas olarak alınan belgenin sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar verildiği zaman bundan haberi bulunmamış olmalıdır. Belgede ki sahteliğin, üçüncü bir kişi tarafından veya lehine hüküm verilen kişi tarafından yapılmış olması fark etmez. Önemli olan belgenin sahte olduğuna karar verilmiş olmasıdır.

c- Karara esas teşkil eden bir ilâm hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkmış olmasıdır. Görüldüğü üzere burada iki hüküm vardır. Birinci hüküm, ikinci hükmün verilmesinde kesin kanıt olarak kullanılmıştır. Kesin kanıt olarak kullanılan birinci hükmün, geçersiz olduğuna yargı yolu ile karar verildiği takdirde, ikinci hüküm için yargılamanın yenilemesi yoluna başvurulabilir. Burada yargılamanın yenilenmesini isteme süresi yargılamanın yenilenmesini isteyenin kesin kanıt olarak kullanılan hükmün kesin olarak ortadan kalktığını öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

d- Bilirkişinin bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı rapor düzenlemesi. Bilirkişinin düzenlediği raporda kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesidir. Ancak bilirkişi tarafından gerçeğe aykırı olarak verilen raporun yargılamanın yenilenmesini gerektiren bir sebep olarak kabul edilebilmesi için mahkeme tarafından verilen hükmün bu rapora dayanılarak verilmiş olması gerekir. Hükmün verilmesinde başka kanıtlar etkili olmuşsa bilirkişinin gerçeğe aykırı olarak düzenlediği rapor yargılamanın yenilenmesini gerektirmez.

e- Yargılamanın yenilenmesi istenecek nedenlerden biri de hile kullanılmış olmasıdır. Yani lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olmasıdır. Burada bahsedilen hile yalan yere yemin etmek, yalancı tanıklık yapmak ve sahte belge düzenlemek gibi nedenlerin dışında hileli bir davranış sergilemektir. Örneğin dava dilekçesinin ve yazılı belgelerin asıl davalı yerine bir başkasına yapılması ve davalının davadan haberdar edilmemesi, davayı kazanan tarafın vekili ile anlaşması gibi nedenleri sayabiliriz. Böyle bir durumda yargılamanın yenilenmesini isteme süresi hilenin ortaya çıktığı andan itibaren işlemeye başlar.

f- Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması da yargılamanın yenilenmesi nedenlerindendir. Vekil olma niteliği bulunmayan kimseye tebligat yapılmak suretiyle davanın yürütülmüş ve karara bağlanmış olması yeterlidir. Burada ki sakatlığın hükmü etkileyip etkilemediğini araştırmaya gerek yoktur. Bu gibi durumlarda yargılamanın yenilenme süresi, yargı kararının aleyhine karar verilen kişiye veya gerçek vekiline tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar.

g- Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hâkimin katılmasıyla karar verilmiş olmasıdır. Çekinmesi gereken yargıcın karara katılması yargılamanın yenilenmesi için yeterlidir. Çekinmesi gereken yargıcın hükmün verilmesinde etkili olup olmaması önemli değildir.

h- Yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden bir diğeri de, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunmasıdır. Bu takdirde yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilmesi için tarafları aynı olan ve aynı sebebe dayanan davalarda birbiriyle çelişen kararlar verilmiş olması yeterli olmayıp, hüküm tesis edilen konunun da aynı olması gerekir.(2) Yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurmak için her iki kararın da kesinleşmiş olması zorunludur. Böyle bir durumda ikinci kararın iptali istenecektir. Yargılamanın yenilenme talebinde süre ikinci kararın kesinleşmesinden sonra işlemeye başlar.

 

ı) Avrupa insan hakları sözleşmesine aykırı hüküm verilmiş olması. Bu hüküm 15.07.2003 tarihli ve 4928 sayılı yasa ile İdari Yargılama Usulü Kanununun 53.cü maddesine eklenmiştir. Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması halinde yargılamanın yenilenmesi talebi ile dava açılabilir.

Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır.  Danıştay 4. Hukuk Dairesinin 24.12.1990 tarih ve 1989-2698 E. 1990-3922 K. Sayılı kararı bu yöndedir.

Yargılamanın yenilenmesi süresi, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması halinde on yıldır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için altmış gündür. Bu süreler, dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak hesaplanır.

 

 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen ihlal kararlarının idari davalar yönünden 4928 sayılı 15.07. 2003 tarihli kanunun 6. maddesi ile yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasına girmiş ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun yargılamanın yenilenmesi konusunun düzenlendiği 53. cü maddesine de eklenmiştir. Bu yasa ile Avrupa İnsan Hakları mahkemesince verilen kararın insan haklarını ve ana hürriyetleri korumaya dair sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verilmesi ve kesinleşmiş olması durumunda, yargılamanın yenilenmesi istenebilecektir.

 

2- Anayasa Mahkemesinin iptal kararı yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılabilir mi?

Bu konuda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin verdiği bir karara bakmakta yarar vardır. Karar şöyledir: “Karara esas alınan yasanın sonradan Anayasa Mahkemesince iptali, Yargılamanın yenilenmesini gerektiren bir hukuki sebep olarak kabul edilmelidir.”

 

Kararın gerekçesi ise şöyledir:

1602 sayılı yasanın 64 ve HMK. 374 ve müteakip maddelerinde öngörülen tüm yargılamanın yenilenmesi nedenlerine bakıldığında kurulan hükmün maddi gerçeğe ters düştüğü ve adaletin tecellisini sağlayamadığı durumlar için öngörüldüğü görülecektir. Bu nedenledir ki şekli anlamda olduğu kadar maddi anlamda da kesin hüküm halini alan bir yargı kararının olağanüstü bir kanun yolu olarak, yargılamanın yenilenmesi suretiyle kaldırılması uzunca bir süre sonra dahi olsa, toplum vicdanını rahatsız eden bir adaletsizliğin giderilmesini sağlamaktadır. Bireysel nedenlere ve ağırlıklı olarak dava subyelerinin eylemlerine dayalı, adaleti sağlamayan kesinleşmiş bir kararın yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması yöntemini benimseyen bir hukuk sisteminin, kurulan kararda, doğrudan uygulanan kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş olmasını yargılamanın yenilenmesi nedeni saymadığını kabul etmek bizce mümkün görülmemektedir. Böylece bu konuda öncelik sorunu olduğunu düşünmek gerekir.

Hukuk Devleti; hukukun üstünlüğü doğrudan kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı hususunu içerir. Anayasanın 11.ci maddesinde açıkça kanunların Anayasaya aykırı olamayacağını vurgulayan bir Anayasa hükmü mevcutken Anayasa Mahkemesince Anayasaya aykırılığı saptanan bir kanunun hukuken belli bir dönem içinde olsa hayatiyetini sürdürmesine Anayasa ve Hukuk düzeninin kayıtsız kaldığını kabul etmek mümkün görülmemektedir.

 

Bu husus Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği kuralını irdelemeyi zorunlu kılmaktadır. Anayasanın 2.ci maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri saptanırken, adalet anlayışı içerisinde demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtildiğine, 11.ci maddesinde, kanunların Anayasa 'ya aykırı olamayacağı vurgulandığına, 13.cü maddesinde belirtilen nedenlerin sınırlı olsa dahi temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı esası getirildiğine göre Anayasaya aykırı bir kanunun hüküm ve sonlarına ve de böyle bir kanunun uygulanması ile kişilerin uğradıkları zararlara, Anayasanın ilke olarak izin vermeyeceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ne var ki, karşılıklı serbest iradelerin bir noktada birleşmesi ile özellikle, özel hukuk alanında sağlanan delillerin alt üst edilmesine yol açacak bir uygulamanın da toplumsal düzeni sarsacağı gibi kararlılık ve hukuk güvenliğini zedeleyeceği kuşkusuz inkâr olunamaz. İşte bu sorun adalet anlayışı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin üstüne çıkacak boyutlara ulaştığında iptal kararlarının geriye yürümesi, çözümü mümkün olmayan toplumsal kargaşaya neden olacağından, Anayasanın genel esprisine istisna olarak geriye yürümezlik ilkesini gündeme getirmektedir. Anayasaya aykırı hükümlerin bir dönemle sınırlı olsa dahi geçerliğini kabullenme zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Bu itibarla, Anayasaya aykırılığı nedeniyle, Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanunun içeriğini ve uygulandığı dönemdeki sonuçlarını göz önünde tutmakta zorunlu bulunmaktadır. Gerçekten bazı yasalar, yalnızca hak bahşedici kimi yasalar ise hak ve yükümlülükleri birlikte içeren kimi yasalar da sadece yükümlülükler getiren nitelikte olabilirler. İlgililerine yalnızca yükümlülük getirmek durumunda olan bir yasanın, Anayasaya aykırılığı nedeniyle, Anayasa Mahkemesince iptali halinde; iptal kararının geriye yürütülmesi ve belirli bir kesime bu kanunun uygulanması sonucu oluşan kazanılmış haklarına, zarar veren ve böylece devlete ve hukuka güveni sarsan, toplumsal kargaşaya yol açan bir etkisi söz konusu olamaz.

Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, bu ilkenin getiriliş nedenlerinin varlığı halinde geçerlidir. Bu kuralın ödünsüz bir biçimde uygulanması, lafzı bir yorumla, belki de doğru bir sonuç veriyor gibi görünse dahi, asıl olan hukuka uygunluk denetimi olduğuna göre, adaletin gerçekleşmesi açısından eksik kalacaktır. Öte yandan, idari yargı yerlerince verilen iptal kararları bildirici nitelikte iken Anayasa Mahkemesi kararlarının yapıcı olduğunu ileri sürenler dahi, Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanunun hukuk âlemine çıktığı ilk andan itibaren Anayasaya aykırı olduğunu ortaklaşa kabul etmektedirler.    

Bu kabul biçimi zorunlu nedenlerin söz konusu olmadığı hallerde, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürütülerek hukukun üstünlüğü ilkesine hayatiyet vermeyi ve toplumun adalet duygularına açıkça ters düşmeyecek, bir sonuca ulaşmayı gerekli kılmaktadır. Bunun aksinin kabulü özellikle statü hukukunda, yasaların süre gelen etkisi nedeniyle, Anayasaya aykırı kanunun hüküm ve sonuçlarının gelecekte de etkili olması ve yürürlüğünü sürdürmesi anlamını taşıyacaktır. Kaldı ki idare hukukunu diğer hukuk dallarından ayıran özelliği, gelişmekte olan bir içtihat hukuku olmasıdır. Bu niteliği itibariyle de Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye götürülmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir.(3)

Yargılamanın yenilenmesi talebinin Anayasa Mahkemesinin iptal kararının resmi gazetede yayınlandığı tarihten itibaren en geç 90 gün içinde yapılması gerekir.

 

3-Kimler yargılamanın yenilenmesini isteyebilir?

Yargılamanın yenilenmesini asıl davanın tarafları isteyebilir. Davaya taraf olmayan üçüncü bir şahıs yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunamaz. Davanın tarafı olan ve davanın yenilenmesinde hukuki bir menfaati olan kimse yargılamanın yenilenmesini isteyebilecektir. Ancak asıl davada lehine karar verilmiş olan taraf, yargılamanın yenilenmesini isteyemez.

 

Yargılamanın yenilenmesini isteyen taraf, dava dilekçesinde karşı tarafı belirtmek zorundadır. Burada karşı taraf, yargılamanın yenilenmesine konu olan karardan yararlanan taraf olmaktadır.

 

4-Yetkili mahkeme:

Yargılamanın yenilenmesi talebi kural olarak esas kararı veren mahkemeden istenir. İ.Y.U.K. md.53/2 göre yargılamanın yenilenmesi talebi esas kararı veren mahkemece karar bağlanır. İki ayrı yargı kararı varsa ve bu kararlar çelişkili ise durum ne olacaktır?

Bu hususta İdari Yargılama Usulü kanununda düzenleme yoktur. Böyle durumlarda HMK md.378 göre yargılamanın yenilenmesine bakacak mahkeme son kararı veren mahkeme olacaktır. Bu kural idari yargıda, idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri ile Danıştay’ca verilen kararlarda uygulanır. Birbiri ile çelişen kararlardan biri Danıştay, diğeri idare mahkemesinden verilmişse bu takdirde son kararı veren Danıştay olduğuna göre yargılamanın yenilenmesi talebini Danıştay karara bağlayacaktır.(4)

 

-------------------------------------------------------

 

Kaynaklar:

(1)2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.

(2) Danıştay 4.H.D. 2013-2078E. 2013-6157 K. 23.09.2013T. Kararı

(3)Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1993-815 E. 1993-1205 K ve 28.12.1993 T. Kararı

(4)İdari Yargılama Hukuku Prof. A.Ş. Gözübüyük


AVUKAT EROL TÜRK   

eturk@3ehukuk.com