HUKUKİ MAKALELER
 Türkiye Barolar Birliği
 Yargıtay
 Danıştay
 Sayıştay
 İstanbul Barosu
 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

TEMLİK - ALACAĞIN DEVRİ

 

Av. Erol Türk (eturk@3ehukuk.com)

Borçlar Kanununun Beşinci Bölümünün ana başlığı “Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri” şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanununun 183. cü maddesinin alt başlığı ise “Alacağın Devri”ni ve koşullarını düzenlemektedir.
 
Eski Borçlar Kanununun 162. ci maddesine göre “ Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak men edilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik – devir edebilir.” Şeklinde düzenlenmişti.
 
Yeni Borçlar Kanununun 183. cü maddesi ise “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.”  Şeklinde düzenlenmiştir.
 
Genel olarak bir borç ilişkisi kimler arasında kurulmuşsa, alacaklılık ve borçluluk sıfatları da onlara ait olacak ve borçlu, kime karşı ifa yükümü altına girmişse, alacak hakkı da ona ait olacaktır. Bununla beraber kanunun tarifinden şunu açıkça anlıyoruz ki  kanun, alacaklının, alacağını üçüncü bir şahsa devretmesine izin vermektedir.
 
Alacağın devrinde, alacak aynı kalmakla birlikte – yani yeni bir alacak doğmamakta – sadece alacağın talep hakkı devredilmektedir. Bu devir de borçlunun iradesi aranmaz.
 
Bu durumda alacağın hukuki bir işlemle devrinden bahsedebiliriz. Peki alacağını devreden ile alacağı devralan arasında yapılacak hukuki işlem ne şekilde olacaktır?
 
Bu konuda Borçlar Kanununun 184.cü maddesine bakacağız “Alacağın devri yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.”  Bu madde ile yasa koyucu alacağın devrinin yazılı şekilde yapılacağını düzenlemiştir. Eski Borçlar Kanununun 163. cü maddesinde de yazılı şekil şartı aranmaktaydı.
 
Alacağın isteyerek devri :
 
            Alacağın asıl alacaklıdan başka üçüncü bir şahsa geçmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir.
 
a-Alacağı devreden ile alacağı devralan arasında yazılı bir sözleşme yapılmalıdır.
 
Alacağın devri tasarrufi bir işlemdir. Fakat yeni borç doğuran bir işlem değildir. Alacağı devreden kimsenin tasarruf ehliyetine sahip olması gerekir. Alacağı devreden sözleşmenin yapılması ile birlikte başka bir işleme gerek kalmadan, alacağı talep hakkı, yeni alacaklıya geçer. Alacağın devri borçlunun rızasına bağlı değildir. Ancak yeni alacaklının alacağın devredildiğini borçluya bildirmesi gerekir. Alacağın devri ile birlikte alacak hakkı, eski alacaklının mal varlığından çıkar ve yeni alacaklının mal varlığına geçer.
 
            Alacağın devri sebepten soyut bir işlemdir. Devrin geçerli olması için, hukuken geçerli bir sebebin varlığı şartı aranmaz. Alacağı devreden sebep geçerli olmasa veya ortadan kalkmış bile olsa devir geçerlidir.
 
            Örnek vermek gerekirse, geçersiz bir satış sözleşmesinden doğan borcunu ödemek için alıcı, üçüncü bir şahıstan olan alacağını satıcıya devrederse, sebebe ait işlemin geçersiz olması alacağın devrinin de geçersiz olması sonucunu doğurmaz. Böyle durumlarda, alacağını devreden, sebepsiz zenginleşmeye dayanarak devredilen alacağın, kendisine devrini yeni alacaklıdan istemek hakkına sahip olur.
 
            Bununla beraber alacağın devri sözleşmesi sebebe bağlı olarak ta yapılabilir. Bu durumda inançlı devirden söz edilir. Teminat amacıyla veya tahsil amacıyla yapılan devirleri örnek verebiliriz. ( Prof. S.S. Tekinay )
 
            İnançlı devirde de alacağı devralan kimse borçluya karşı eski alacaklının yerini alır.
 
b-Alacağın devri yazılı şekilde yapılmalıdır.
 
            Borçlar Kanununun 184. cü maddesi: “Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.”  Şeklinde düzenlenmiş ve yazılı şekli, şekil şartı olarak saptamıştır.
 
            Bu maddeden de anlaşılacağı üzere alacağın devri mutlaka yazılı şekilde yapılmalıdır. Yazılı şekilde yapılmadıkça alacağın devri sözleşmesi geçerli değildir. Uyuşmazlık halinde yargıç, alacağın devri sözleşmesinin yazılı şekilde yapılıp yapılmadığını ( re’sen )  kendiliğinden araştıracaktır. Yazılı şekle uyulmadan yapılan devir sözleşmesini taraflar yargıç huzurunda beyan etseler dahi alacağın devrini kabul etmeyecektir.
 
            Alacağı devreden sözleşme noter huzurunda yapılabileceği gibi, taraflar arasında el yazısı ile yazılıp imzalanarak ta yapılabilir. Alacağı devredenin imzası yeterlidir.
 
            Alacağın devri belli bir bedel karşılığı olabileceği gibi bedelsiz de olabilir. Ancak alacağını bedelsiz olarak devreden kimsenin temyiz kudretini haiz – medeni haklarını kullanma ehliyetine sahip-olması gerekir.
 
c-Alacağın devrine hukuki bir engel bulunmamalıdır.
 
            Borçlar Kanununun 183. cü maddesi  “kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı alacağını, borçlunun rızasını aramaksızın üçüncü bir kişiye devredebilir.” Demektedir. Bundan da anlaşılacağı üzere alacağın devrine bir kanun hükmü, önceden yapılmış bağlayıcı bir sözleşme veya işin mahiyeti engel olabilir.
 
Kanunen devri mümkün olmayan alacaklar:
 
            Kanun bazı borç ilişkilerinden doğan alacakların devrini borçlunun izni olmadan üçüncü kişilere devrine yasak getirmiştir.
 
·         Borçlar Kanununun 366. cı maddesine göre: “kiracı kiraya verenin rızası olmaksızın kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve işletme hakkını da başkasına devredemez.” Uygulamada devir ve ciro yasağı olarak karşımıza çıkar.
·         Borçlar Kanununun 380.ci maddesinin ikinci fıkrasına göre: “ödünç alan, ödünç konusunu başkasına kullandıramaz.  Ödünç alan bu hükme aykırı davrandığı takdirde beklenmedik hallerden doğan zararlardan dahi sorumlu olur.”
·         Borçlar Kanununun 619.cu maddesine göre: “Ölünceye kadar bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez.”
 
Bu saydığımız kanuni devir engelleri emredici karakterde olmayıp, bunların aksi her zaman taraflarca kararlaştırılabilir. Aksi kararlaştırılmadığı halde bir devir yapılmışsa bu devir geçerli olmaz. Lehine alacak devredilen üçüncü şahıs  alacağı hiçbir şekilde kazanamaz.
 
İşin mahiyeti gereği devredilemeyen alacaklar:
 
            Bir alacağın devri, devredenin şahsiyet değerlerini örseleyici sonuçlar doğuracaksa ya da ifanın asıl alacaklıdan başka bir kimse tarafından istenmesi, o borcun amacına aykırı düşüyorsa böyle durumlarda da alacağın devri mümkün değildir.
 
            Doktrinde işin mahiyeti icabı devredilemeyen alacaklara şunlar örnek verilmektedir.
 
·         Nafaka alacakları
·         Ödünç sözleşmeleri
·         Kooperatif şirket, ortaklara karşı sahip olduğu sermayeye katılma alacağını
·         Rekabet yasağına dair yapılan sözleşmelerden doğan alacaklar
·         Kiracının kiralayandan isteyebileceği gerekli tamir masraflarından doğan alacaklar
·         Cari hesaba kaydedilmiş alacaklar
·         Bir müvekkil, vekile karşı sahip olduğu işin idaresini isteme alacağını başkasına devredemez.
·         Manevi tazminat alacakları da mahkemece tazminata hükmedilmedikçe devredilemez.
 
Yargıtay 14.H.D. 1986-285 E. 1986-4194 K. Sayılı ve 17.06.1986 tarihli kararında:
 
“Satış vadi sözleşmesi şahsi hak sağladığından ve bu hakkın Borçlar Yasasının 162 ve onu izleyen maddeleri gereğince borçlunun rıza ve muvafakatine bakılmaksızın üçüncü kişiye devri mümkün bulunduğundan hukuken geçerli.” olduğuna karar vermiştir.
 
Yargıtay 14. H.D. 1985-5671 E., 1985-7514 K. Sayılı ve 26.11. 1985 tarihli bir başka kararında ise :
“Görevli mahkemenin teminat olarak gösterilen taşınmazların serbest bırakılmasına dair bir kararı olmadıkça, satış vaadi sözleşmelerinin yerine getirilmesi olanağı bulunmadığına.” hükmetmiştir.
Yargıtay 14. H.D. 1988-3995E. 1988-5773 K. Sayılı ve 20.09.1988 tarihli kararında:
“Daha önceden feshedilen bir satış vadi sözleşmesinden doğan hakkın devrine ilişkin devir sözleşmesinin hukuken bir değer taşımadığına hükmetmiştir.”
            Yargıtay 14. H.D.  1998-8913 E., 1998-9909 K.sayılı ve 21.12.1988 tarihli kararında:
“Arsa sahibi ile yüklenici arasında kat karşılığı inşaat yapılması hususunda sözleşme düzenlendiğinde ve sözleşme koşulları yerine getirildiğinde yüklenicinin kişisel hak kazandığını ve yüklenicinin bu kişisel hakka dayanarak arsa sahibinden sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin mülkiyetlerinin adına nakledilmesini isteyebileceğini ve yahut Borçlar Kanunu'nun 162 ve izleyen maddeleri uyarınca yazılı olmak koşulu ile arsa sahibinin rıza ve muvafakatini almaya gerek görmeden söz konusu kişisel hakkını üçüncü kişilere devir edebileceğini, üçüncü kişinin de gerek sözleştiği yükleniciye ve gerekse arsa sahibine karşı elde ettiği bu kişisel hakkı ileri sürme olanağına sahip olduğuna” hükmetmiştir.
Yargıtay 15. H.D. 2009-4222 E 2010-4818 K. Sayılı ve 27.09.2010 tarihli kararında:
“Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince, arsa sahibi tarafından yükleniciye ya da onun istemiyle üçüncü kişi ve kişilere yapılan taşınmaz ya da taşınmaz payı temlikini “avans” niteliğinde kabul etmiş; yüklenici yüklendiği karşı edimini ifa ettiği oranda “şahsi hak” elde ettiğini ve ancak kazandığı şahsi hakkını üçüncü kişilere temlik edebileceğine karar vermiştir.”
Yargıtay 15. H. D. 2008-875 E. 2008-2843 K. Sayılı ve 29.04.2008 tarihli kararında:
“İnşaattaki ayıplı ve eksik işlerin giderilmesinde apartman yönetimine- maliklerce açık yetki verilmediği takdirde- dava açmaya hakları olmadığı halde; arsa sahibi temlik alacaklısı ve yükleniciden bağımsız bölüm satın alanların payları oranında eksik ve ayıplı işler nedeniyle dava açmaya yetkili olduklarına hükmetmiştir.”
Sözleşme gereğince devredilemeyen alacaklar:
Bir kanun hükmü veya işin mahiyeti alacağın devrine engel olmadığı halde, alacaklı ve borçlu aralarında anlaşarak alacağın üçüncü şahıslara devrini yasaklayabilirler. Bu sözleşme herhangi bir şekle tabi değildir. Ancak üçüncü şahıslara karşı bir hüküm ifade edebilmesi için yazılı olması şarttır.
Alacaklının, devredilmesi yasaklanan bir alacağı üçüncü şahsa devretmesi halinde kural olarak bu devir hükümsüzdür. Ancak Borçlar Kanununun 183/2 hükmü gereğince alacağı devralan iyi niyetli üçüncü şahsın iyi niyeti korunur.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış olduğunu savunma olarak ileri süremez.
Alacağın devri yasaklandığı halde bu devrin geçerli olabilmesi için dört şartın gerçekleşmesi gerekir:
·         Alacak, borçlu tarafından imzalanan bir senetle ikrar edilmişse,
·         Bu senette alacağın devrini yasaklayan bir kayıt yoksa,
·         Alacağı devralan, bu senede dayanarak harekete geçmişse,
·         Alacağı devralan üçüncü şahıs, taraflar arasında devir yasağı olduğunu bilmiyorsa, işte bu şartlar altında alacağı devralan üçüncü şahsın iyi niyetli iktisabı korunur.
Alacağın devrinin hükümleri:
1- Alacağı devralan yeni alacaklının borçlu karşısındaki hukuki durumu:
            Borçlar kanununun 189. cu maddesine göre: “ Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizlerde devredilmiş sayılır.”
            Eski alacaklıya verilmiş olan rehin ve kefalet, eski alacağa bağlı olan yasal faizler ve yenilik doğuran diğer haklar yeni alacaklıya geçer.
            Alacağı devreden, alacağı devralan yeni alacaklıya alacak senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. B.K. madde 190 )
            Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
            Yargıtay 13. H.D. 2008-9383 E. 2009-230 K. Sayılı ve 20.01.2009 tarihli kararında:
“Senedi temlik cirosu ile devralan bankanın, keşideci ile lehtar arasında görülen menfi tespit davasında, açılan menfi tespit davasının sadece taraflar açısından sonuç doğuracağına, senedi yasal yollardan devralan bankanın hukuki haklarına halel gelmeyeceğine hükmetmiştir.”
Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş yada kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir.( B.K. madde 191 )
Alacağı devredenin şahsından ayrılamayan-kişiliğine sıkı sıkı bağlı olan haklar- alacağı devralana geçmez. Devredilemeyen öncelikler, borcun sebebinden değil, alacaklının kişisel vasıflarından doğan haklardır.
Devredilen alacak, alacağın tamamını değil de sadece bir kısmını kapsıyorsa, alacağa bağlı olan öncelikler ve diğer haklar, devredilen kısımla orantılı olarak yeni alacaklıya geçer.
Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte, borca mahsup edilecek miktarı açıkça belirlememişse, alacağı devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır.       (B.K.madde 192 )
2-Borçlu yönünden  devrin hükümleri:
            Alacağın devri ile birlikte alacağa bağlı olan haklar ve öncelikler yeni alacaklıya geçtiği gibi, alacaklıya karşı yapılabilecek itiraz ve def’iler de borçluya geçer ve borçlu bu hakları yeni alacaklıya karşı kullanabilir.
            Borçlu, alacağın devrini öğrendiği sırada alacağı devredene karşı sahip olduğu savunmaları, alacağı devralan yeni alacaklıya karşı da ileri sürebilir.
            Bu maddede bahsedilen “savunma” deyimini itirazları da kapsayacak şekilde geniş anlamda yorumlanmalıdır. Borçlu, eski alacaklının alacağının hileli bir işlemden doğduğunu, karşılıklı borçlarda  kendi edimini yerine getirmediğini, devredilen alacağın zamanaşımına uğramış bir alacak olduğunu ileri sürebileceği gibi, devredilen alacağın aslında sebepsiz zenginleşmeden kaynaklandığını da savunabilir ve ödemekten kaçınabilir.
            Borçlunun borçtan kurtulması için yeni alacaklıya borcunu ödemesi gerekir. Yani borçlu ödeme ile borçtan kurtulur. Alacağın devrinde borçlunun iznine ihtiyaç yoktur. Alacağın devrinden haberdar edilmesi yeni alacaklının yararınadır.
            Borçlu, alacağın devredildiğinden habersizse, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya, alacak birkaç kez devredilmişse son devralan alacaklı yerine önceki devralan alacaklılardan birine iyi niyetle ödemede bulunursa borçtan kurtulur. Borçluya alacağın devredildiğini bildiren bir ihbar yapılmadığı takdirde kural olarak borçlunun iyi niyetli olduğu kabul edilir. Borçlar Kanununun 186. cı maddesi ile, iyi niyetli borçlu korunmaktadır. Borçlu eski alacaklıyı hala alacaklı sandığı için ödemeyi ona yapmaktadır.
            Yargıtay 4. H.D.1974-378 E. 1974-359 K. Ve 25.02. 1974 tarihli kararında:
“Alacağın temlik edildiği borçluya bildirilmezse, önceki alacaklıya yapılan iyi niyetli ödeme ile borçlunun borçtan kurtulacağına hükmetmiştir.”
            Yargıtay 4. H.D. E. 1973/1983-K. 1974/2958 ve T. 31.5.1974 sayılı kararında: “Borçlunun alacak hakkının Sona Ermesinden sonra alacağın devredildiğini ve alacak hakkı sona erdikten sonra yapılan devrin geçersiz olduğuna karar vermiştir.”
            Borçlar Kanununun 187.ci maddesine göre borçlunun ifadan kaçınma hakkı vardır. “Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu yargıç tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan kurtulur.
            Borçlu,alacağın çekişmeli olduğunu bildiği halde ifada bulunursa, bundan doğacak zararlı sonuçlardan sorumlu olur.
            Borçlar Kanununun 187/3 cü fıkrası ile, alacağın çekişmeli olması halinde ödemeyi borçlunun keyfi takdirine bırakmamak için özel bir tedbir getirmiştir. “Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel hale gelmişse, taraflardan her biri borçluyu borcu ödemeye zorlayabilir.”
  Bu durumda borçlu mahkemeden borcu kime veya nereye ödeyeceğine karar vermesini isteyebilir. Mahkemece tayin edilen yere yaptığı ödeme ile temerrütten kurtulur.
Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir. ( B.K.madde 188 )
Bedel karşılığı devredilen alacak:
            Borçlar kanununun 191. ci maddesine göre “alacak, bir edim karşılığında devredilmişse, devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.”
Alacağın bedelsiz devri:
            Alacak, bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş yada kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir. ( B.K. madde 191/2 )  Alacağın karşılıksız olarak devrinde, eski alacaklı, devredilen alacak mevcut olmasa bile sorumlu değildir. Burada bir bağışlama söz konusu olmakta ve bağışlayana herhangi bir sorumluluk yüklenmemektedir. ( B.K. madde 294 )
Devredilen alacak belli bir bedel karşılığında yapılmış olsa bile, devreden alacaklı, kural olarak borçlunun ödeme güçlüğüne düşmüş olmasından sorumlu değildir. Yeni alacaklı, borçlunun  sadece ödeme gücünü yitirmesi yüzünden alacağını tahsil edemezse, bundan dolayı eski alacaklıya karşı herhangi bir talep ileri süremez. Ancak alacağı devreden devir sözleşmesinde borçlunun aczinden dolayı sorumluluğu kabul etmişse bu takdirde sorumlu olur.
Bunun için de öncelikle alacağın devredildiği tarihe ve alacağın muaccel olduğu tarihe bakılır. Alacağın devredildiği ve alacağın muaccel olduğu tarihte borçlunun ödeme gücü mevcut ise alacağı devredenin sorumluluğu sona erer.
Yeni alacaklı, borçluyu zamanında takip etmez ve alacağını tahsil etmeyi geciktirdiği için sonradan borçlu ödeme güçlüğüne düşerse alacağı devredeni sorumlu tutamaz.      
            Alacağın devir sözleşmesi yapıldığı sırada varlığı, alacağın devredildiği tarihte muaccel olduğu anlamını ifade etmez. Alacak belli bir vadeye bağlanmış olsa da mevcuttur.
            Alacak hakkı, devir tarihinde mevcut olmakla birlikte, eski alacaklının bazı fiil ve davranışları yüzünden ortadan kalkar, azalır yada tahsili tamamen imkansız hale gelirse eski alacaklı bundan sorumlu olur.
            Örneğin: satıcı, satış bedelini belli bir miktar karşılık ile üçüncü bir şahsa devretmiştir. Alacağın devredildiği tarihte satış bedelinden elde edeceği alacağı mevcuttur. Bu bedelin talep edilebilmesi için önce satıcının yani eski alacaklının satılanı borçluya-alıcıya- teslim etmesi gerekir. Satılan mal alacağın devrinden sonra teslim edilmezse, yeni alacaklı, eski alacaklıyı sorumlu tutabilir.
            Alacağı devralan yeni alacaklı garanti ile yükümlü olan devredenden şunları isteyebilir. ( B.K. madde 193 )
            a-İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini,
            b-Alacağın devrinden dolayı yaptığı harcamaları,
           c-Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz girişimler yüzünden yaptığı harcamaları,
            d-Alacağı devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer zararların giderilmesini ister.
Alacağın yasal ve yargısal devri :
            Borçlar kanununun 185. ci maddesine göre : “Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.”
            Gerçekten bazı özel durumlarda, alacak hakkı, hukuken geçerli bir devir sözleşmesi yapılmadan da kanun hükmü gereği veya bir yargıç kararı ile bir şahıstan başka bir şahısa geçmektedir.
Alacağın kanuni devri:
            Alacak kanun hükmü gereğince bir şahıstan diğer bir şahsa geçmektedir. Alacaklıya Halef olma:  B.K. madde 127 göre : “Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, ifası oranında alacaklının haklarına halef olur.”
            Görüldüğü üzere halefiyette, asıl alacaklı ile onun yerine geçen yeni alacaklı arasında bir devir sözleşmesi yapılmasına gerek yoktur.
            Miras bırakanın ölümü ile ona ait alacaklar mirasçılarına geçer. Mal ortaklığını kabul eden eşlerden her birine ait alacak ortaklığa geçer.
Alacağın yargıç kararı ile devri:
            Alacağın bir şahıstan başka bir şahsa geçmesi yargıç kararı ile de vuku bulabilir. Alacağı devretmeyi vadeden kimse taahhüdünü yerine getirmez, bahis konusu alacağı devretmez ise lehine alacak devri vaat edilen kimse mahkemeye başvurarak devrin mahkeme kararı ile gerçekleşmesini sağlayabilir.
            Yargıç, aile görevlerini ihmal eden kocanın borçlularına, borçlarının tamamını veya bir kısmını karıya ödemelerine hükmedebilir ki bu da alacağın yargıç kararı ile devridir.
            Mahkemece verilen iflas kararından sonra müflise ait bütün alacakların iflas masasına geçmesi de yargıç kararı ile alacağın devrini ifade eder.
Av. Erol Türk
Kaynaklar:
Borçlar Kanunu,Yargıtay Kararlar Dergisi
Borçlar Hukuku Dersleri Prof. S.S.Tekinay
Aktin Muhtelif Nevi Prof. F. Feyzioğlu

Borçlar Kanunu Şerhi  T.Uygur