HUKUKİ MAKALELER
 Türkiye Barolar Birliği
 Yargıtay
 Danıştay
 Sayıştay
 İstanbul Barosu
 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

BORCA AYKIRILIK TEŞKİL EDEN İMKANSIZLIKLAR

 

Av. Erol Türk (eturk@3ehukuk.com)

Borçlar hukukuna göre, borcun ifasının imkansız hale gelmesini üç ayrı başlıkta incelemeye çalışacağız.

A- İmkansızlık butlan sebebidir.

Borçlar kanununun 27.ci maddesinde butlan-hükümsüzlük- “kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.” Şeklinde düzenlenmiştir. Burada sözleşmeyi hükümsüz hale getiren imkansızlık, daha sözleşme yapılırken mevcut olan imkansızlıktır. Bundan başka imkansızlık sözleşmenin konusuyla ilgili olmalıdır. İmkansızlık yalnız borçlu bakımından değil, herkes için söz konusu olmalıdır. Örnek vermek gerekirse teslimi taahhüt edilen otomobil sözleşme yapılırken yanarsa sözleşme kesin olarak hükümsüzdür.

Hükümsüz bir sözleşme kural olarak herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz. Ancak bazı hallerde hükümsüz bir sözleşmenin yapılması yüzünden taraflardan biri haksız bir zarara uğramış olabilir. Böyle bir durumda zarara uğrayan tarafın zararının tazmini gerekebilir. Taraflardan biri sözleşme yapılırken imkansızlığı biliyorsa ve diğer tarafı bundan haberdar etmiyorsa bir tazminat yükümü ortaya çıkabilir.

B- İmkansızlık borçluyu borçtan kurtaran bir sebeptir.

Borçlar Kanununun 136. cı maddesinin birinci fıkrasının “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer.” Şeklinde düzenlenmiş olması borçluyu borçtan kurtaran yasal bir zorunluluktur. Maddenin bu şekilde düzenlenmiş olması aynı zamanda kusurlu sorumluluk halini tanımlar. Borcun ifasının imkansız hale gelmesinde borçluya yüklenecek herhangi bir kusur yoksa borçlu, borcun sona ermesinden sorumlu tutulamaz.

Örneğin, satın alınan yarış atı, satış sözleşmesinin yapılmasından sonra satıcının herhangi bir kusuru olmadan ölürse buradaki imkansızlık sözleşmeyi hükümsüz hale getirmemekte, ancak borçluyu borçtan kurtarmaktadır.

Sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan imkansızlık, borçlunun kusuruna dayanmadıkça ister objektif isterse sübjektif mahiyette olsun, borçlu borcundan kurtulur.

C- İmkansızlık sorumluluk sebebidir.

Sözleşme geçerli olarak yapıldıktan sonra ortaya çıkan ifa imkansızlığı, borçlunun kusuruna dayanıyorsa, borçlu bundan sorumlu olacaktır. Kusurlu imkansızlık Borçlar kanununun 112. ci maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.”

Borcun ifası, sözleşmenin yapılmasından sonra imkansız hale gelmişse, imkansızlık ister objektif, isterse sübjektif mahiyette olsun, borçlunun kusuru varsa, borçlu bu kusurundan dolayı sorumludur. Borçlar hukukunda buna kusurlu sorumluluk denilmektedir.

Kusurlu sorumluluktan bahsedebilmek için, imkansızlığın sözleşme yapıldıktan sonradan ortaya çıkmış olması gerekir. Sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan imkansızlıktan borçlunun sorumlu tutulabilmesi için bu imkansızlığın objektif veya sübjektif olmasının bir önemi yoktur. Daha sözleşme yapılırken mevcut olan imkansızlık objektif imkansızlık mahiyetinde ise Borçlar Kanununun 27. ci maddesine göre sözleşme zaten hükümsüzdür. Ancak sözleşme yapılırken mevcut olan sübjektif imkansızlıktan kural olarak borçlu sorumludur. Ancak borçlunun sorumlu tutulması için kusur şartı aranır.

Sözleşme yapılırken mevcut bir sebep yüzünden ifanın imkansızlığı, özellikle satıcının satılan mal üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmamasından ileri gelebilir. Burada sübjektif bir imkansızlık hali bulunduğu için, artık sözleşmenin hükümsüzlüğünden bahsedilmeyecek ve borçlunun sorumluluğu gerçekleşecektir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi “başkasına ait bir malı satan kimsenin borcunu ifa edemediği takdirde sorumlu olacağı” yönünde karar vermiştir.

Borçlu, borcu ifa etmenin gerektirdiği beceri ve niteliklerden yoksun olduğunu bildiği halde sözleşme yaparsa yine Borçlar Kanununun 112. maddesine göre sorumlu olacaktır. Çünkü borçlu sözleşmeyi yaparken kendi becerisini ve niteliklerini tartması ve ona göre hareket etmesi gerekirdi. Bununla beraber borçlu, kendi sübjektif ( şahsi ) imkansızlığını sözleşme yaparken bilmiyorsa ispat şartıyla sorumluluktan kurtulabilir. Yeter ki söz konusu olan bilgisizlik kendi kusurundan ileri gelmiş olmasın. Heykeltıraş olmadığı halde heykel yapmak için sözleşme yapan kimse kusurludur ve kusuru oranında sorumludur.

Borçlar Kanununun 112 ci maddesine göre, kusura dayanan bir imkansızlıktan bahsedebilmek için kural olarak imkansızlığın devamlı olması şartı aranır. Eğer imkansızlık geçici ise o takdirde temerrüt ( gecikme ) hükümleri uygulanmak gerekir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi “ Kiralanan dozer, kiracının sorumluluğunda iken yandığı takdirde, kusursuz olduğunu ispat etmedikçe zarardan sorumlu olacağına” dair karar vermiştir.

Ancak edimin mahiyetine ve tarafların iradelerine göre, ifanın mutlaka belli bir tarihte yapılması gerekiyorsa ve geçici imkansızlık yüzünden akit o tarihte ifa edilemiyorsa bu durumda yine devamlı bir imkansızlığın varlığı kabul edilmelidir.

CİNS BORÇLARINDA İMKANSIZLIK

Cins borcunun konusunu teşkil eden şey, borçlunun elinde iken telef olmuşsa burada ifa imkansızlığından söz edilemez. Çünkü borçlu aynı cinsten şeyi bir başka yerden sağlamak ve ifada bulunmak olanağına sahiptir. O halde böyle bir telef olma olayı, borçlunun kusurundan ileri gelmiş bile olsa borcu sona erdirmez. İfa imkansız değildir.

Cins borcunun konusunu teşkil eden eşyaya hükümet tarafından el konmuş, bu cinsten eşyanın ithali yasaklanmış, bazı idari tedbir kararlarıyla bu gibi eşyanın bir yerden bir yere taşınması yasaklanmışsa ve bu yüzden ifa imkansız hale gelmişse borçlu kusuru olmadıkça ifanın imkansız hale gelmesinden sorumlu tutulamaz. Cinsi borcunun konusunu teşkil eden eşya artık imal edilmiyorsa yine borçlu sorumlu tutulamaz.

KISMİ İMKANSIZLIK

Borçlar kanununun 27. ci maddesi daha sözleşme yapılırken mevcut olan kısmi imkansızlık hakkında “Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez.” Şeklinde düzenlenmiş ve bu suretle konuya açıklık getirmiştir.

Burada bahsedilen kısmi imkansızlık sadece bölünebilen borçlarda söz konusu olur. Bölünemeyen bir şeyin, bir kısmı telef olursa ve telef olan kısım edimin bütünlüğünü bozuyorsa artık kısmi imkansızlıktan değil, tam imkansızlıktan söz edebiliriz.

Alacaklı yönünden, edimin imkansız hale gelen kısmı için aynen ifa istemi sona erer, halen ifası mümkün olan kısım içinse, bu istem devam eder. Alacaklı istediği takdirde borçlu edimin mümkün olan kısmını ifa etmek zorundadır. Alacaklı, ifanın imkansız hale gelen kısmı için, borçlu kusurlu ise ayrıca tazminat talep edebilir.

Eğer kısmi ifa alacaklının işine yaramıyorsa, alacaklı kısmi ifayı kabul etmeyerek, ifanın tamamı imkansız hale gelmiş gibi tazminat talep edebilecektir. Kısmi ifa gerçekleştirilmişse ve ifa edilen kısım geri verilemiyorsa bu durumda tazminat talebi imkansız hale gelen kısım için yapılacaktır. Oğuzman’a göre: kusurlu imkansızlık halinde sözleşme hükümsüzdür, ancak borçlu, alacaklıya tazminat ödemekle yükümlüdür.

KUSURLU İMKANSIZLIĞIN SONUÇLARI

Borçlunun kusuru yüzünden ifa imkansız hale gelmiş olsa bile taraflar arasındaki borç ilişkisi devam eder. Böyle bir imkansızlık sadece alacak hakkının içeriğini değiştirir. O zamana kadar aynen ifa edilmesi gereken alacak, artık bir tazminat alacağı olarak devam eder.

Tazminat isteminin şartı “zarar” dır. İfanın imkansız hale gelmesinde borçlunun bir kusuru varsa ve alacaklı da ifanın imkansız hale gelmesinden bir zarara uğramışsa bu zararının giderilmesini isteyebilir. Ancak ifanın imkansız hale gelmesiyle bir zarara uğramışsa uğradığı zararını ispat etmek zorundadır.

Bu durumda tazmini gereken zarar müspet -maddi- zarardır. Yani borçlu, borcunu gereği gibi ifa etmiş olsaydı, alacaklının mal varlığında ne kadar artış olacaksa işte bu miktar kadar tazminat ödenmelidir. Borçlu, alacaklıya teslim etmeyi taahhüt ettiği malı kasten tahrip ederek, ifayı imkansız hale getirirse alacaklının bu yüzden uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. Müspet zarar sadece sözleşmenin hükümsüz kaldığı hallerde istenir.

Menfi zarardan da kısaca bahsetmek istiyorum. Menfi zarar, meydana gelmeyen veya hükümsüz kalan sözleşmenin hüküm ifade edeceğine güvenmekten doğan zarardır. Taraflar arasında sözleşme yapılmasaydı herhangi bir zarar da meydana gelmeyecekti. Anlatmak istediğimiz budur.

Sözleşme yapılırken imkansızlığı bilen taraf diğer tarafı bundan haberdar etmemişse böyle bir zarardan bahsedebiliriz. Örnek vermek gerekirse bir satış sözleşmesi yapılırken satıcı sattığı şeyin telef olduğunu biliyor ve bu durumu alıcıya bildirmiyorsa alıcının uğradığı zararı gidermek zorundadır. Alacaklı sözleşmeye güvenerek bir takım masraflar yapmışsa örneğin bankada ki vadeli hesabını bozmuşsa, kıymetli bir mülkünü daha ucuz bir bedelle satmışsa, bu yüzden uğradığı zararı ispat ederek menfi zararının tazminini borçludan talep eder.

Borçlunun borcunu ifa etmemesi dolayısıyla alacaklının uğradığı zarar fiili zarar ve yoksun kalınan kardan ibarettir. Fiili zarar somut olmalıdır. Borcun ihlalinden doğan tazminat genellikle bir miktar paranın ödenmesi şeklinde tayin edilir ki bu doğrudur. Paranın miktarı ise borçlunun mali durumuna ve kusuruna göre, alacaklının uğradığı zarar da göz önüne alınarak mahkemece tayin ve takdir edilir.

Yat yapımında kullanılmak üzere satın alınan kerestenin zamanında teslim edilmemesi yüzünden zarara uğrayan kimse zararının tazminini isteyebilir. Kerestenin zamanında teslim edilmemesi yüzünden sipariş aldığı yatı müşterisine zamanında yaparak teslim edemeyen kimsenin zararı somut ( maddi ) zarardır. Maddi zarar değeri parayla ölçülebilen şeyler için mahkemece tayin ve takdir edilen belli bir miktar paradır.

KUSUR

Borçlar kanununun 112.ci maddesi kural olarak sorumluluğun gerçekleşmesi için, borçlunun kusurlu olması şartını aramaktadır.

Eski Roma hukukundan beri devam eden bir geleneğe göre kusur, kast ve ihmal olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Borçlu, borç münasebetinden doğan bir yükümü ihlal ettiğini bilir veya bunu bilmesi gerekirse kusurludur. Kast bilmek ve istemek diye tanımlanır. İhmal ise gerekli özen ve ihtimamın gösterilmemesi şeklinde tanımlanır.

Sözleşme yapılırken borçlunun ağır kusurundan ve kastından sorumlu olmayacağına dair sözleşmeye konulan şartlar hükümsüzdür. ( Borçlar Kanunu md. 115 ) Ancak borçlu çalıştırdığı adamlarının fiil ve hareketlerinden sorumlu tutulmayacağına dair bir şart koymuşsa bu şart geçerlidir. ( Borçlar Kanunu md. 116/2 ) Aksi halde işveren çalıştırdığı adamların üçüncü şahıslara verdiği zararlardan sorumludur. ( Borçlar Kanunu md. 116 )

KUSUR SORUMLULUĞUNUN ORTADAN KALKMASI MÜMKÜN MÜ?

Haksız fiillerde olduğu gibi borca aykırılık hallerinde de kural olarak kusursuz sorumluluk hali kabul edilmektedir. Ancak haksız fiillerde failin sorumlu olması için davacı onun kusurlu olduğunu ispat etmek zorundadır. Oysa borca aykırılık halinde, borçlu kendi kusursuzluğunu ispat etmedikçe sorumluluktan kurtulamaz. Burada ispat yükünün yer değiştirdiğini görmekteyiz.

Somutlaştırırsak haksız fiilden doğan davalarda davacı, davalının kusurlu olduğunu ispat edecektir. Borca aykırılıkta ise davalı kendi kusursuzluğunu ispat etmek zorundadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2002-19.340 E. Sayılı ve 22.05.2002 tarihinde verdiği kararda “ Davacı Telekom ile yaptığı sözleşmede telefonlarının özel hatlara kapalı tutulmasını istediği halde, Telekom davacıya borç faturası çıkarmıştır. Telekomun, kendisine düşen edimi ifada ihmalkar davrandığı için oluşan zarardan sorumlu olacağına hükmetmiştir.”

Uzmanlığı gerektiren bir hizmet,meslek veya sanat, ancak kanun yada yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebilir. Bunun aksine yapılan sözleşmeler kesinlikle hükümsüzdür. Hatta bu konuda borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmalar dahi hükümsüzdür. Doktor, marangozluk, marangoz avukatlık sözleşmesi yapamaz.

Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, yanında çalıştırdığı yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yaptıkları sırada diğer tarafa verdikleri zararı ödemek zorundadır. Borçlu zararın doğmasında hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etse dahi tazminat ödemekten kurtulamaz.

Burada Borçlar Kanununun adam çalıştıranın sorumluluğunu düzenleyen 66.cı maddesi ile yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğunu düzenleyen 116.cı maddesi arasındaki farkı açıklamak gerekir. Borçlar kanununun 66.cı maddesinde adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli ihtimamı ve özeni gösterdiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

Borçlar Kanununun 66.cı maddesi kendi işi için başkasını çalıştıran kimsenin sorumluluğunu ve sorumluluktan hangi hallerde kurtulacağını düzenlemektedir.

Borçlar Kanununun 116. cı maddesine göre ise işin yapılmasını yardımcısına bırakan, zararın doğmasını engellemek için gerekli ihtimamı ve özeni gösterdiğini buna rağmen zararın doğmasına engel olamadığını ispat etmesine rağmen sorumluluktan kurtulamaz.

Borçlar Kanununun 116.cı maddesi, adam çalıştıranın alacaklı ile sözleşmeden doğan bir ilişki içinde bulunmasını ve bu ilişkinin yardımcının bir fiili ile bozulmasını öngörür.

Ancak önceden yapılacak bir anlaşma ile yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk tamamen veya kısmen kaldırılabilir.

Bu ayırım eski Borçlar Kanununun 55.ci maddesi ile 100. cü maddesinde düzenlenmişti.

YAPMA VEYA YAPMAMA BORÇLARINDA SORUMLULUK

Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir. Her türlü giderim ( tazminat ) hakkı saklıdır.

Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür.

Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.

Borçlu, genel olarak her türlü kusurundan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar

sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.

Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanır.

Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Hizmet sözleşmelerinde önceden yapılan sorumsuzluk anlaşmaları da kesin olarak hükümsüzdür.

BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ

 

Borca aykırılığın bir başka türü de borçlunun temerrüdüdür. Borcun ihlali, ifanın geciktirilmesinden ileri gelmektedir. Borçlar Kanununun 117. ci maddesine göre

“muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”

Borcun ifa edileceği gün taraflar arasında yapılan sözleşmeyle kararlaştırılmışsa o günün gelmesiyle, haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur.

Kanun koyucu, borçlunun temerrüde düşmesi için, kural olarak sadece ifa zamanına raiyetsizliği yeterli bulmamış, ayrıca, alacaklı tarafından ihtar edilmesini de şart koşmuştur.

İfa zamanı geçmiş olmasına rağmen borçlu özel bir def’i ile ifada bulunmaktan kaçınabiliyorsa bu durumda temerrütten bahsedemeyiz.

Temerrüdün şartları:

a-Borcun muaccel olması

b-Borcun ifasının mümkün olması

c-Alacaklının borçluya ihtar çekmesi şartı aranır.

İfanın gerçekleşmesi için, alacaklının ifayı kabul etmesi bazı işlerin ve hazırlıkların yapılmasını gerektirebilir. Çekilen ihtarın etkili olması için bu hazırlıkların tamamlanması gerekir. Alacaklının ihtarı ifa yeri yerine başka bir yeri ifa yeri olarak gösteriyorsa bu ihtarında bir hükmü yoktur.

Borçlar Kanununun 118. ci maddesine göre temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

Taraflar, borcun ifa edileceği günü açıkça tayin etmişlerse, yani borç bir vadeye bağlanmışsa ayrıca ihtar çekmeye gerek yoktur. Kararlaştırılan günün (vadenin) gelmesiyle borç muaccel hale gelir.

Vade sözleşmede kararlaştırılmamışta kanundan veya yargıç tarafından tayin edilmişse, yine ihtar çekilmesi gerekir.

Alacaklı, temerrüde düşen borçludan hem borç ilişkisine uygun ifayı, hem de ifanın gecikmesinden doğan zararının giderilmesini isteyebilir. Ancak aynen ifayı reddedip sadece tazminatı isteyemez.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden talep edebilir.

Borcun ifasının belli bir zamanda gerçekleşmemesi üzerine ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa bu takdirde alacaklı aynen ifayı reddederek tazminat talep edebilir.

Gecikme faizi, ihtarın borçluya tebliğ edildiği tarihten başlar.

Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hal sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.

Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik halin, ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.

Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

BEKLENMEDİK HALDEN SORUMLULUK

Borçlar Kanununun 119. cu maddesi temerrüde düşen borçluyu, beklenmedik hal sebebiyle doğacak zarardan da sorumlu tutmaktadır. Ancak böyle bir durumda borçluya sorumluluktan kurtulma olanağı da tanınmıştır. Şöyle ki borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik halin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilecektir.

AŞKIN ZARAR

Alacaklının uğradığı zarar, temerrüt faiziyle karşılanamıyorsa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hakim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarını da tespit ve tayin ederek hüküm verir.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden isteyebilir.

Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa,

Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa,

Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa artık borçluya borcunu ifa etmesi için süre verilmesine gerek yoktur.

Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle uğradığı zararının tazminini isteme hakkına sahiptir.

Sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü halinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir.

Av.Erol Türk

Kaynaklar:

Yeni Borçlar Kanunu

Prof. F. Feyzioğlu, Aktin muhtelif nevileri

Prof. S.S.Tekinay, Borçlar Hukuku Dersleri

Yargıtay Kararlar Dergisi

İş bu makale yazarından izin alınmadan kullanılamaz. Başka bir ortamda kısmi de olsa aynen yayınlanamaz. Av.Erol Türk