HUKUKİ MAKALELER
 Türkiye Barolar Birliği
 Yargıtay
 Danıştay
 Sayıştay
 İstanbul Barosu
 Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü

Özet: İnanç sözleşmeleri kanunlarımızda düzenlenmediği halde hukuk sistemimiz içinde fiilen uygulanan bir sözleşme türüdür. Yasal boşluklar ise Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu kararları ile doldurulmaktadır. Makalemizi bu konuda verilmiş İçtihadı Birleştirme Kararı ile Hukuk Genel Kurulu kararı ve muhtelif Yargıtay kararlarından derledik.

 

            1-İnanç anlaşması nedir?

 

 İnanç anlaşması, inananın bir eşya üzerindeki ayni hakkı veya bir hakkın sahipliğini inanılana tam olarak devretmeyi; inanılanın ise devredilen eşya veya hakkı inanç anlaşmasının hükümlerine uygun biçimde idare ve muhafaza etmeyi ve inanç anlaşması sona erdiğinde inanana aynen iade etmeyi taahhüt ettiği sözleşmedir şeklinde tanımlanır.

 

İnanç sözleşmeleri mülkiyeti nakil borcu doğurduğu için tarafları bağlayıcıdır. Aynı zamanda mülki­yetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından da, tasarrufi bir işlem sayılır.

 

            Yargıtay inanç anlaşmasını, inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlem şeklinde tanımlamaktadır.

 

            2-İnançlı işlemin unsurları:

 

            İnançlı işlemin iki temel unsuru vardır:

 

            a-Taraflar arasında yapılan yazılı sözleşme

 

            b-Bu sözleşmeye dayanılarak eşya üzerindeki mülkiyetin devri.

 

            İnanç sözleşmesinin bir şekil şartına bağlı olmadığını belirtmeliyiz. Ancak, yazılı ve resmi şekilde yapılması zorunlu olan bir konuda, örneğin taraflar arasında bir gayrimenkulün devri gibi bir işlem yapıldığı takdirde inanç sözleşmesinin de zorunlu olarak mutlaka yazılı şekilde yapılması gerekir. Bu şart ispat hukuku yönünden gereklidir.

 

            İnanç sözleşmesi hukuki niteliği itibariyle, Borçlar Kanununda düzenlenmemiştir. Bu sözleşme ile taraflar inanılanın inanç konusu üzerindeki yetkilerini, inanç konusunun idaresinin ve kullanılmasının şartlarını, inanç ilişkisinin süresini, sona erme sebeplerini, inanç konusunun ne şekilde iade edileceğini dolayısıyla inanç anlaşmasının nasıl sona erdirileceğini kararlaştırmaktadırlar.

 

            Yargıtay’a göre: İnanç sözleşmelerinde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler.(1)

 

            3- İnançlı işlemde ispat yükü:

 

             İnanç sözleşmeleri kanunda düzenlenmediği halde uygulamada kaynağını Borçlar Kanunun 18ve 19. cu maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından almaktadır.

 

            Bu karar uyarınca inanç ilişkisi ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Kısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı aranır. Yazılı delil başlangıcı H.M.K. 202.maddesine göre inanç sözleşmesi tanık dâhil her türlü delille ispat edilebilir.

 

            İnanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurduğu için tarafları bağlayıcı bir işlemdir. Diğer taraftan mülkiyetin devrinin sebebini teşkil ettiği içinde tasarruf işlemlerinden sayılır. İnanç sözleşmesi ile taşınmaz malını temlik eden kişi aynı taşınmazı üçüncü bir kişiye de temlik edebilir.

 

                İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verilme şartlarını düzenleyen bir sözleşme olup borçlandırıcı bir işlemdir. Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.

 

            Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dâhil bir şeyi veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.

 

            Diğer bir ifadeyle, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin etmek yerine, yani yalnızca sınırlı aynî bir hak tanımak yerine, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, bir ayni hak tanımaktadır. Sözleşmeye dayanılarak yapılan temlikte taşınmazının mülkiyetini inanç sözleşmesi ile devreden kimsenin, ödünç aldığı parayı ödeyerek taşınmazının kendisine temlik edilmesini istemek hakkı doğar. Taşınmazın mülkiyetini, inanç sözleşmesi ile devir alan kimsenin de borcun ödenmesine kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de taşınmazı geri vermek borcu doğmuş bulunmaktadır.

 

            4-Yargıtay H. G. Kurulunun 23.05.1990 T. Ve 1990-1/2020-315 sayılı kararına göre:

 

            Borç ödendikten sonra iade edilmek üzere taşınmaz temlikini öngören sözleşmeler inanç sözleşmeleri olarak nitelendirilebilir. Borçlu borcunu ödemediği takdirde alacaklıya taşınmazın mülkiyetini edinme hakkını içeren her türlü koşul geçersizdir. İnanç sözleşmesinde inanç yazılı belge ile kanıtlanabilir.

 

            İnanç sözleşmesi sade bir ifadeyle inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretmek taahhüdünü içeren anlaşma olarak tanımlanabilir. Borç ödendikten sonra iade edilmek üzere taşınmaz temlikini öngören sözleşmelerde özde bir inanç sözleşmesi olarak nitelendirilebilir. 05.02.1947 gün 20/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında inanç sözleşmelerine ilişkin iddiaların yazılı belge ile kanıtlanabileceği hükme bağlanmıştır.

 

             5-İnançlı işlemle mülkiyet devredilmektedir:

 

 İnançlı işlemler, inananın teminat amacıyla veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şeyi veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.

 

İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye inanan adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de inanılan denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise inanç konusu şey olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. 

 

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana veya onun gösterdiği üçüncü kişiye devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

 

İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. ( 2 )

 

            İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi ifa uğruna edim olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp alacağını satış bedelinden tahsil etme yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin doğasında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkânsız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temlikler yasal koruma altında tutulamaz. Hukuk sistemimizde inanç sözleşmeleri hakkında herhangi bir düzenleme olmamasına karşın; inanç sözleşmelerinin, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir kuruluş olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir.

 

            İnanç sözleşmeleri ancak yazılı delille ispat edilebilir. (3)

 

            Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verilme şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.

 

Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dâhil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanımaktadır.

 

Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı kalmıştır. Taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri verme borcu doğmaktadır.

 

Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana - alacaklıya - geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın - borçlu - mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez.(4)

 

İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işlemle devredilen taşınmaz mülkiyeti inanca dayalı bir işlem olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delille mümkündür. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan böyle bir belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlanması anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.(5)

 

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana veya onun gösterdiği üçüncü kişiye devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.(6)

 

6-İnanç sözleşmesi sebepsiz zenginleşmeye manidir:

 

Borçlar Kanununda sebepsiz zenginleşme, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür şeklinde düzenlemiş ve yaptırıma bağlamıştır. Bu nedenle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda sebepsiz olarak mal varlığında artış olan kimse bu artışı geri vermekle yükümlüdür. İnanç anlaşması ile mülkiyeti devralan da karşı tarafın edimini yerine getirmesiyle borcun veya ödünç alınan paranın ödenmesiyle birlikte mülkiyeti karşı tarafa devretmek borcu doğmaktadır. Borcunu ödemekten kaçınamaz.

 

05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı İnanç sözleşmesiyle, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yüklemektedir. Diğer bir ifadeyle; İnanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini inanana geçirme yükümlülüğü altına girmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.

 

7-Tarafların karşılıklı iradeleri birbirine uygun olmalıdır.

 

 İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (B.K. md.97) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de B. K.26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.

 

Çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydında gerçek malikin yerine başka biri ve hatta üçüncü bir şahsın gösterilmesi mümkündür. Bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülmüş olabilir. Kötü niyetli ve haksız gizlemeler dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması amacını taşıyacağı açıktır.

 

Bu durum da, temsil ve vekâlet ilişkisinde olduğu gibi, mülkiyette halefiyet esası olarak kabul edilecektir.  Halefiyet’i düzeltmek amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğu için bunun korunması ve devamına hükmolunamaz. Borçlar Kanununun müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur hükmü bu düşünceyi doğrulamaktadır. Sonuçta inanç sözleşmesine dayanarak açılan davaların dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatı mümkündür. (7)

 

8- İnançlı işlemlerin yasal dayanağı:

 

İnançlı işlem, inananın-itimat edenin-bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlandığını açıkladık.

 

İnançlı sözleşmeyle inanan-itimat eden-bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktadır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir. İnançlı işlemleri doğrudan düzenleyen kanun hükmü olmadığı için Borçlar Kanununun genel hükümlerine ve içtihadı birleştirme kararları ile Yargıtay içtihatlarına göre çözümlenmektedir. İnançlı işlem kazandırıcı bir işlemdir. Kazandırıcı işlemle inançlı işlem konusu şey doğrudan inanan veya üçüncü bir kişi tarafından inanılana devredilir. Bu suretle, inanılanın mal varlığı zenginleşirken inananın mal varlığında aynı oranda azalma meydan gelir. İnançlı işlemde kazandırıcı işlemin şekli genel hükümlere tabidir. Yani inanç konusunun devri, hakların devrine dair kurallara göre yapılır.

 

Kural olarak devir edilebilir nitelikteki tüm haklar inançlı işleme konu olabilir. Bu itibarla kişiye sıkı sıkıya bağlı olan kişisel haklarla aile miras hukukundan doğan hakların inançlı işlemle devredilmesine olanak yoktur.

 

İnançlı işlem, yukarıda zikrettiğimiz üzere aynı zamanda bir kazandırıcı işlem olduğundan öteki kazandırıcı işlemlerin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur. İnanç konusu mülkiyet veya hak, inananın mülkiyetinden çıkar, inanılanın mal varlığına girer. İnanılan, bir malikin ve hak sahibinin yapabileceği tasarrufları yapma yetkisini kazanır.

 

9-İnançlı işlem muvazaadan farklıdır:

 

Muvazaalı işlemlerde taraflar bilerek, gerçek iradelerine uymayan, sadece görünüşte bir sözleşme yapmakta ve bu sözleşmeyle gerçek amaçlarını gizlemektedirler. Muvazaa anlaşması ile de görünüşteki bu sözleşmenin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağını kararlaştırmakta veya görünüşteki sözleşmenin vasfını, taraflarını veya bir unsurunu değiştirmektedirler. Muvazaalı sözleşmelerde taraflar muvazaa konusu şeyi devretmeyi hiç arzu etmedikleri halde inançlı sözleşmelerde devir gerçekten taraflarca istenmektedir.

 

            Muvazaa tek taraflı veya iki taraflı sözleşmelerde mümkün olduğu gibi, hem borçlandırıcı hem de tasarrufi işlemlerde de yapılabilir. Oysa inanç sözleşmesi hakkın kullanılmasıyla ilgili olduğundan ancak tasarrufi işlemlerde söz konusu olur.

 

            Muvazaalı sözleşmelerde muvazaanın tespiti veya iptali için açılacak davalarda muvazaanın varlığının ileri sürülmesi herhangi bir süreye bağlı değildir. İnançlı sözleşmelerde ise inananın, inanç konusu malı inanılandan iade etmesini isteme hakkı, bir kişisel hak niteliğinde olduğundan zamanaşımına tabidir.

 

         10-Yetkili Mahkeme:

 

            İnanç sözleşmelerine dayanılarak açılacak davaların tarafların bulundukları yerdeki Asliye hukuk mahkemesinde açılması gerekir. İnançlı işlemlerle yapılan temlikler geçerli olup mülkiyet hakkı karşı tarafa geçmektedir. Bu itibarla inançlı işlem sebebiyle açılan davalarda davacı yolsuz tescile, başka bir anlatımla aynı hakka değil inanç sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakka dayanacaktır.(8)

 

            11- Zamanaşımı:

 

            İnançlı işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava açma hakkı B. K.md. 146 ya göre 10 yıllık zamanaşımına tabidir.

 

 

 

      KAYNAKÇA:

 

(1)   (HGK. 14.7.2010 T. 2010/14-394 E. 2010/395 K.)

 

(2)   (Y.14.H.D. 19.01.2012 T. 2011-15421 E. 2012-512 K. )

 

(3)   ( Y.14.H.D. 19.01.2012 T. 2011-15421 E. 2012-512 K. )

 

(4)   ( Y. 1.H.D. 04.03.2014 T. 2013-18225 E. 2014-4775 K.)

 

(5)   (05.02.1947 gün 20/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı)

 

(6)   (Y.14.H.D. 2011-3650 E.2011-4757 K. 11.04.2011 T.)

 

(7)   (Y.1.H.D.  2006-3653 E. 2006-5292 K. 08.05.2006 T.)

 

(8)   (Y.14.H.D. 2007-8765 E. 2007-9604.K. 20.07.2007 T.)

 

Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi Temmuz 2017 sayısında yayınlandı.

AVUKAT EROL TÜRK  

eturk@3ehukuk.com